ZALİM CELLATLARI ve MAZLUM REHBERLERİ UNUTMAYALIM..!

İnsanlık, çektiği bütün acıları geri gelmemek üzere nasıl unutacaktır?

Toplumsal ve bireysel yaşamda süregiden acıların bir daha yaşanmaması için, sürekli diri tutulması gerekenlerle, sürekli unutturulması gereken alışkanlıklar, gelenekler, zihniyetler ahlaki ve bilimsel bir süreçle nasıl ayrıştırılacaktır?

İnsanlık ailesi, hiç de balık hafızalı değildir. Ve kısmen de olsa acılarıyla hesaplaşmak, yüzleşmek onuruna sahip olmuştur.
Umudumuz sonsuzdur. Gelecekte bu yüzleşmeler, hesap dökümleri daha da derinleşecek ve insanlık ailesi; ferah ve huzurlu, saygın bir özgürleşmeye ve kardeşlik kültürüne ulaşacaktır.

Çünkü âşıklar toprak olsa bile, aşk hiç bir zaman yok olmaz.
Ölüm, aşkın üzerinde asla üstünlük kuramaz, tam tersine her ölüm, aşkı daha da güçlendirir. Ölüm ve ayrılık, aşkın sınavıdır ve her âşık, yüreğini sızlatan bu sınavları kazanmakla yükümlüdür.

Ancak yaşama itici güç veren ve yaşam tutkusunu güçlendiren en büyük zulüm, ölümdür. Kitlesel yok oluşlar, soyların tükenişi, toplumsal evrimin itici güçlerinden sayılmalıdır.

Ve Aşk, ölümün değil, yaşamın en güzel yontulan heykelini yapar.
Öyleyse yaşama ve ölüme stratejik bakmak, seçici olmak demektir.

Aşk ve umudu seçme cesaretini gösterenler, onların Kaf dağının ardında değil tam da ulaşabilecekleri yerde, yani emekleriyle ısıttıkları sıcacık dost yüreklerinde olduklarını bilirler.

1782095_402229269938074_4819068322575407973_n

 

 

 

 

 

 

 

O halde öncelikle dost canlısı, arkadaş sevdalısı olalım.
Güdülen sürü misali olan kitle psikolojisini yıkalım.
Ev, yuva, aile ortamlarımız kaynaşsın, birbirimizi daha yakından sırsız/perdesiz tanıyalım. Kendi daracık çemberlerimizden çıkalım ve çevremizdeki insanlarla sıcacık, rengârenk, ortak ve iç içe çemberler çizelim. Önce kendimize ve sonra tüm sevdiklerimize, açalım yüreğimizi sonuna kadar ve gelişsin paylaşımlar, içtenlikle.

Kötülüğün acı tohumlarını eken cellâtlarımızı unutmayalım.
Ama buna karşın demokrasi, uygarlık ve özgürlük etiğini, bilimsel bir temelde inançla koruyabilen ve insanlığın ortaklaşan etik değerlerini hep diri tutanları da hatırlayalım ve örnek alalım.
Bu kavrayış ve duruş sayesinde, asırlardır çektiğimiz onca acıyı onurla damıtıp unutabiliriz. Böylece kurnazlık, umursamazlık ve korkuları kollayan cehennem zebanileri, bir daha asla tarih sahnesine çıkıp, bizim ortak geleceğimize yönelik daha sinsi ve kanlı oyunlar oynamaya cesaret edemezler.

Dilerim ki en yakıcı sorunlarla uğraşmaktan asla vazgeçmeyen biri olarak, ateşle yıkayıp arıttığım düşüncelerim, sizlerin iç aydınlanmanızda tutuşan meş’alelere dönüşsün ve böylece hep beraber çıktığımız bu sonsuz macerada, insanlığın özgürlük halayında buluşan ve adaletin ölçüsünü haykıran şarkılarımızla, ortaklaşmanın eşsiz mutluluğunu yaşayalım.

Aydın Mutlu Dinçoğul

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir