TARİHSEL SORUMLULUKLARINI KAVRAYIP SORUMLULUKLARINA SAHİP ÇIKAN, HER BİLİNÇLİ İNSAN HAKK’IN YOLUNA ADIM ATMIŞ DEMEKTİR.

Hakk’ın yolu, Hakk’ın yasası yani sünnetullah, Hakk’ın takip ettiği davranış tarzı içinde toplumların değişimi, gelişimi ve çöküşüyle ilgili hüküm ve uygulamaları içeren anlamsal bir bütünlüktür.

Sünnetullah, sosyolojik ve tarihsel bir içeriğe sahiptir. Kur’an, toplumların tarihsel süreçte ilerlemesinin ve gerilemesinin, dirilişinin ve yok oluşunun, neden ve sonuçları arasındaki bağıntıları ve ortak kuralları açıklayarak, insanlara Hakk’ın yasalarını ifade eder. İnsanlar, geçmiş toplumlara da uygulanan bu yasaları kavrayarak, ibret almalı ve ders çıkarmalıdır. Aksi taktirde sonları, geçmiştekiler gibi hüsran, azap ve yıkım olacaktır.

Sünnetullah, bir değişim ve dönüşüm içermez yani evrenseldir. Hakk’ın yasası; kâfir, mümin ayrımı yapmadan, tüm zamanları ve mekânları kapsar. Bu demektir ki toplumsal tarih, rastgele gelişen olaylar zincirinden ibaret değildir. Aksine Hakk’ın ölçüsünü ve anını belirlediği yasa ve kurallara göre işler. Hiç kimse, hiç bir güç ve yeryüzündeki hiç bir iktidarlaşma, bu yasaların hükmü dışında değildir. Allah; yasalara karşı gösterdikleri duruşa göre, hiçbirini yek diğerinden ayırmadan, hepsine hakkını, hakkaniyetiyle verir.

Hakk, toplumsal tarihin içinde bir taraftır ve bu tarihe seçici, seçmeci bir nazarla bakmakta, bakılmasını istemektedir. Bu bilinç ve iradeye kavuşan insanlar, böylelikle Hakk’ın yolunda, Hakk’ın yasası ile yürümeyi başaracaklar ama uyanıp, uymayanlar azaba düşeceklerdir.
Hakk, hiç bir toplumu başıboş bırakmaz. Hakk, toplumsal tarih boyunca kötülüğe karşı iyiliğin, yanlışa karşı doğrunun, yalana karşı gerçeğin, zulme karşı mazlumu savunan adaletin yanında yer alınmasını ister ve insanları bu bilinçle iradeleşmeye, bu yolda yürümeye çağırır. Bu yola girenlere şefkat ve merhamet sunar.

Hakk, kendi sünneti/doğal yasası gereği; gerçeğin, mazlumun ve iyiliğin yanında taraf olmakla birlikte, toplumsal tarih içinde taraf olmaları noktasında insanları özgür bırakır. Belirlenen tarihsel işleyiş yasaları, yani toplumların dirilişi ilerlemesi ve çöküşüne ilişkin yasalar tarafsızdır, yani hiç bir topluma ayrıcalık ve üstünlük tanımaz ve bu yasalar, her topluma aynı mesafede ve eşitlik içinde davranır. Çünkü Hakk, bu yasaları belirleyip açıkladıktan sonra, şaşmaz adaleti gereği, tarih içindeki tavrını değiştirmeyeceğine söz vermiş ama insanların da bu doğal yasaları/sünnetullahı kavramasını ve ona uygun bir bilinçle yaşamalarını istemiştir.

Demek ki Hakk, mutlak sosyal bir determinizm ya da tarihsel determinizm içine düşerek, kolaycılıktan kaçınmamızı ve açıkladığı yola, yasaya, gönül rızası ile ve bilinçli olarak girebilmemizi istemektedir. Hakk, insanları sorumluluğa, sorumluluk almaya davet etmektedir. Bu sayede vicdani, ahlaki ve ameli olarak yargılanacağımızı söylemektedir. Burada kaba-mutlak determinizmin bir sınırı olduğu ve ne her şeyin insan iradesine bırakıldığı, ne de her şeyin önceden mutlak olarak belirlendiği noktasında; kolaycılığa, pasifizme, kendiliğindenciliğe ve tembelliğe düşülmemesi açıklanmaktadır.

Mutlak olan, bu yasaları insanların yaratmadığı, insanların bu yasaları ortadan kaldıramayacağı, yasaların tarafsız olduğu ve Hakk’ın bu yasalarda bir taraf olduğudur. Mutlak olan budur ama nihayetinde seçim, insanlara bırakılmıştır. İnsanlar, seçimlerine göre yargılanacaktır, ya Hakk’ın yasalarını kavrayacak ve doğal hukuka/yasaya tabi olacak şartları yaratacaklar ya da büyüklenerek bu yasaları tanımayacaklardır. Zulüm, bozgunculuk ve yıkım; Hakk’ın şefkat, merhamet ve iyilik yolundan çıkılmasından dolayı mutlaka cezalandırılacaktır.

Aydın Mutlu Dinçoğul

12313950_1070922209626426_8128014016208372163_n

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir