SAVAŞ KÖRLÜĞÜ

İnsanlığın doğasında şiddet olgusu yoktur. Savaşmak, bir kültür olarak ve sıkı bir eğitim sonucunda hayatımıza enjekte edilir. Öldürme içgüdüsü, hayvanîdir ve insanın doğallığının, kurnazca yıpratılması ve yıkılmasından sonra filizlenip yayılır.
Savaşın ve öldürmenin kutsanması, ilkel kurban törenleri aracılığı ile iktidarların da kutsanmasıdır. Doğal, evrensel barış kültürü ise, öldürme hırsına dayanan iktidarlaşmanın panzehiridir. Bu nedenle zalimler, birbirini deviren savaş dalgalarına son veren adil bir barışa teslim olmaktan, hayalet görmüş gibi korkarlar.

19341

İnsanlar, yerleşik tarım toplumuna ulaştıklarından bu yana, silahlarını sadece vahşi hayvanları avlamak için değil, birbirlerini öldürmek için kullanır oldular. Bugün yeryüzünde en karlı üretim, silah üretimi olmuş ve toplam dünya ekonomik hacminin üçte biri, silah üretim kapasitesine ayrılmıştır.
Artık zenginlik yaratmanın yolu daha çok savaş çıkartmaktır.
Savaş ve zafer, güç zehirlenmesi ve iktidar kirliliği üreterek, telafisi olanaksız bir körlük yaratır. Savaş dışında bir yaşamın düşünülmemesi, savaşın doğal ve kanıksanan bir yaşam hedefi oluşturması, bu körlüğün en açık kanıtıdır.

Bilgisayar yazılımları, iletişim teknolojileri, yeni yüksek enerji üretim teknolojileri, 18.yüzyılın demir-çelik üretim teknolojilerinin gücünü çoktan aşmış, kapitalist metropol ülkelerin tekelci hakimiyeti daha da pekişmiştir. Bilgisayar yazılımları, bütün alanlarda ve çelik üzerinde zafer kazanmıştır.  Geleceğin toplumu, daha robotik, daha sibernetik, duygu ve düşünceleri daha kolay yönlendirilen ve kontrol edilen, fiziki ve sosyal genetiği daha da değiştirilmiş bir toplum olarak kurgulanmaktadır.

Devasa yayılmış olan uluslararası dijital medya aracılığıyla yaratılan yapay gerçeklikler, insanların muhayyilesini ve yaratıcılığını, kendi istediği gibi törpülemek ve içini boşaltıp kendince renklendirmek azmindedir. Eğlence ve reklam dünyası, tüketim toplumunu tetikleyen diziler, insanlığın merak ve öğrenme isteğini gasp etmiştir. İnsanlığın heyecanı kısmen dondurulmakta veya kalıplanmaktadır.
İnsanlar; doğallıklarını yitirmekte, nerede niçin gülüp, nerede neden ağladıkları noktasında kararsız kılınmakta, açık veya gizli olarak yönlendirilmekte, robotlaşan ve makineleşen bir saat gibi işleyen yapay bir hayata mahkûm edilmektedir.

Savaş meşruiyeti üretme dışında, barış koşulları bile kâr amaçlı “Barış Şirketleri” olan stratejik düşünce üretme merkezlerinde planlanmaktadır. Onurlu bir barışın dışında kalanlar karmaşık ve düzensiz bir kaosa sürüklenmektedir. Dünya haritası tarih boyunca sürekli yenilenirken, insanların yok olmamak için, içerideki zora ve hileye dayalı bu sahte “kararlılık” koşullarından ve dışarıdaki “kaos”tan çıkış zorunluluğu her zaman vardır ve her kaos aralığı, aynı zamanda bir karar ve seçim aralığı olmaktadır.

12342755_1645742755685967_1582790837944494844_n

 

 

 

İKİYÜZLÜ BM ve PARÇALANAN TOPRAKLAR

Birleşmiş Milletlere üye 193 ülke olduğu halde, BM’in çıkarlarına uymadığı için, statüsünü tanımadığı 49 ülke daha vardır. Örneğin; Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Filistin, Azad Keşmir ve savaş dolayısıyla parçalanan birçok Afrika ve Asya Ülkesi…

Himalaya dağlarını kapsayan Keşmir toprakları da tıpkı Kürdistan coğrafyası gibi parçalanmıştır. Çin, Hindistan ve Pakistan, bu ülkeyi üçe bölmüştür. Hepsi de bu toprakların tamamında hak iddia etmeye devam etmektedir. Çin, Keşmir’i Tibet’in devamı saymakta, Hindistan, bir eyaleti olarak görmekte, Pakistan ise bu topraklarda”Keşmir İslam Devleti”nin kurulmasını istemektedir. Çin ve Rusya, BM’de Hindistan’la birlikte hareket etmekte ve Müslüman bir devletin daha doğmasına izin vermemektedir.

Öte yandan 1990’lardan itibaren Keşmir’li Müslümanlar, Hint işgaline karşı silahlı mücadele başlatmış ve bugüne kadar 80.000 kişi bu çatışmalarda ölmüştür. Yerli halkın bir kısmı, Pakistan desteğinde olan “Azad Keşmir” bölgesine geçmiştir.

Bugün yeryüzünde savaşın sürdüğü 30’a yakın bölgede, demografinin etnik ve dinsel olarak karışmış bölgeler olması dikkat çekicidir. Avrupa ve Amerika metropollerinde, etnik ve dinsel farklılıklar arasında yıkıcı ve parçalayıcı bir çatışma çıkmazken, Asya ve Afrika’da ve özellikle Müslüman coğrafyada bu farklılıklar kaşınmakta, gruplar karşılıklı silahlandırılmaktadır. Farklılıkların doğallığının kabul edilmesi ve grupların barış masasına oturup, sorunlarını müzakere ile çözmesi mümkün olduğu halde, bunun gerçekleşmemesi için her türlü provokasyon yapılmaktadır. Bütün Müslüman ülkelerin, etnik ve mezhepsel temelde daha küçük devletlere bölünmesi için, küresel bir plan yürürlüktedir. Bu sayede küresel finans oligarşisi, yeryüzünü şiddet sarmalına dolanmış bir bataklığa dönüştürmüş, adeta mikro düzeyde milliyetçilikler üreterek, en kârlı alan olarak gördüğü silah üretimini daha da arttırmıştır..

Aydın Mutlu Dinçoğul

65-yildir-kanayan-yara-kesmir

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir