SAF TEMSİLİYET, ÖZGÜR BİRLİKTELİK ve ÇIPLAK DEMOKRASİ

Demokrasi denilince akla devlet geliyorsa, devlet denilince de akla ilk olarak zor aygıtlarının tekelleşmesi geliyorsa, insanlığın aşması gereken bir “demokrasi sorunu” var demektir. Çünkü bir devlet biçimi olarak demokrasi; monarşik, oligarşik, aristokratik olmasa da, çok daha sinsi bir diktatörlük sistemidir ve daha da inceltilmiş bir otoriterlik içerir.

Yıllarca “demir perde” ülkelerinin ‘sosyalist demokrasi’ deneyimiyle karşılaştırılarak öne çıkarılan ve yarattığı refah ve ‘geniş özgürlükler’ ile cici gösterilen Batı demokrasisinin, sonuçta modern bir haçlı seferi ürettiği açıktır. Bu haçlı seferi, aslında Batı’nın, kendi demokratik dikta rejimini, en nihai ve tek çözüm olarak dünyaya kabul ettirmesiyle başlamıştır.

Hâlbuki insanlığın nihai amacı, her tür zora dayalı ilişki ve tahakkümden kurtulmaktır. Demokraside; adalet ve özgürlükler, hakim iktidarın sıkı denetimi altındadır. Toplumun ihtiyaçlarının tespitinde ortaklaşma ve ortak iradeleşme yoktur. Bireyler, eşitler arası sorumluluk bilinci ve serbet birliktelik iradesiyle, ortak ihtiyaçlarını özgürce seçmek için bir araya gelememektedir. Aksine ‘demokratik özgürlük’ koşullarında bireyler, kışkırtılan zaaf ve arzularını tatmin etmek isteyen, egemen tamahkâr grupların kuşatması altındadır. Bugün her demokrasi, açık bir tüketim çılgınlığına mahkûm edilmiş, ahlaki ve vicdani bir boşlukla kuşatılmış durumdadır. Toplumsal bunalım, hüsran ve umursamazlık had safhadadır. Bu ‘demokratik ortamda’ özgürlük ve adaletin, en saf ve yalın haliyle, doğal varlığından söz bile edilemez. Çünkü toplum; atomlarına kadar ayrılmış, bireyler savunmasız bırakılmış ve her şeyi, her yeri, zora dayalı hiyerarşinin en ince yöntemlerle sırladığı, demokratik devlet kaplamıştır.

Her egemen siyaset, kendi felsefesini zor ve hile ile doğrulatır. Her devletin bir biçimi ve adı vardır ama nihayetinde hepsi de yasalarla statüsü korunan zor aygıtıdır ve hepsi de çarpık bir egemenliğin meşruiyetine hizmet etmektedir. Demokratik devletlerde de egemen olan, insanların özgür birlikteliği ve saf temsiliyetinin korunduğu, özgür bir toplumsallaşma değildir.

Toplumsallaşma saf doğallık içeren bir ortaklaşma tarzı ile başlamıştır. Daha sonra zora dayalı ilişkilerle, toplum; doğallığın normal rayından çıkartılmıştır. Nihai hedef, oyalanıp durduğumuz demokratik toplumsallaşma ya da demokratik devletin daha da iyileştirilmesi, daha da demokrat kılınması değildir. Nihai hedef, toplumun doğal ortaklaşmasının saf ve normal şekilde hayat bulduğu, eşitlikçi bir zeminin oluşturulmasıdır. Devleti her demokratikleştirme çabası, inceltilmiş zorbalığı daha da meşrulaştırmaktadır.

Ortaklaşmanın hakikati, saf ve yalın bir temsil kazandığında, toplumdaki zora dayalı bağlar sönüp erir. Egemenlik aracı, demokratik devlet değil, ihtiyaçlarını kamusal ortak iyilik amacında ortaklaştıran irade ve böylece toplumun bizzat kendisi olmalıdır. Dolayısıyla bütün zorba aracılar boşa çıkarılmalı, devre dışı bırakılmalıdır. Toplumun doğallaşma bilinci ilerledikçe, devletin araçları gereksizleşir ve kendi kendini iptal eder. Artık kalıcı olan zorba devlet değil doğal toplum ve insanlıktır. Sonuçta değişim geçiren yönetimin, toplumla kurduğu ilişki biçimi; gönüllü rıza ve doğal ortaklaşma iradesinin, en şeffaf şekillenmesinden ibarettir.

Bugün demokrat olmamanın öcü gösterildiği, bir ortamda, ‘demokrat olmazsan, gelir doğu despotizmi ve fanatizmi seni yer’ diyerek psikolojik bir üstünlük kazanılmıştır. İnsanın özgürce yaşayabileceği tek sistemin demokratik sistem olduğu, demokrasiyi reddedenlerin ruh hastası olduğu düşündürülmüştür. Demokratik parlamenter sistemin, herkese seçme ve seçilme hakkı vermesi sayesinde, toplumda mutabakatın, uzlaşmanın ve istikrarın korunmasının, doğal bir normallik oluşturduğu iddiası, tamamen yalan kanıtlardan oluşan bir kuşatma zinciridir. Demokrasi ile oluşan bu durum, ne normaldir ne de doğaldır. Tek gerçek, bu durumu ayakta tutan ve olgusal gerçekliğinin kurnazca çarpıtıldığı simülasyon/manipülasyon çarkının, demokrasinin ana çarkı, ana gücü olmasıdır. Oluşan bu kırılma ve çarpıklık sonucunda, ortak bir irade ya da ortak bir iyinin açığa çıktığını, çıkacağını iddia etmek süzme ahmaklıktır. Oluşturulan ve oluşan siyasal irade, hiçbir zaman normal ve eşit koşullarda oluşturulmaz. Yarışa, her zaman birileri en önde ve en güçlü başlar.En baştan bu bile, normal ve doğal bir durum değildir. Sadece otoriterliğin kılıf ve bahaneleri, demokratik devletlerde daha da güçlüdür. 

Aydın Mutlu Dinçoğul

12042833_1036100056411153_6267878632125595798_n

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir