KARA GÖZLERİNDE, ELVAN GÜLÜŞLER

1070070_370246689781095_599273590_n

Berkin’in kara gözlerine bakabilir misiniz, gaddarca sertleşerek ve taşlaşıp katılaşarak. Hiç hüzün duymadan ve o masum gözlere baktıkça, kin ve nefret duyabilir misiniz?
Berkin, her yerden insanlığa bakıyor ve soruyor?Henüz bir çocukken neden vurulup öldürüldüm?

Dünyanın adaleti nerede çöktü ve insanlık, vicdanını nerede yitirdi? Bu soruya, vicdanı olanlar ve dünyaya adalet sunmak isteyenler, ülkenin her yanında birleşip yürüyerek çok net bir yanıt verdiler. Sahte adalet kurgularını yere çaldılar ve sürüp giden vicdansızlığı aşıp, vicdanın ve merhametin, şefkatin ve empatinin dili ve yönteminin ne olması, nasıl olması gerektiğini haykırdılar. İspat edildi bir kez daha, onurunu teslim etmeyenler adına, bir çocuğun gözlerinden süzülüp gidilen bir hayatın pahasına, insanlığın barış içinde ortak yaşama iradesi. Ne kadar kin ve nefret, nifak ve fesat varsa, inadına soktular aramıza. Ama iyiliği kalkan edinenler bir kez daha haykırdılar, kötülüğün çirkef yüzüne; doğallığın, bölüşüp paylaşamanın ve her konuda dayanışmanın eşsiz kudretini.

Bugün ülkenin en büyük, en güçlü ve en eski örgütü olan vicdani duyarlılık bir kez daha ayağa kalktı. Kimse emir almadı, kimse korkmadı, insanlar sadece içlerinde biriken ağır hüzünleri birleştirdiler sabırlarıyla, çünkü yaraları ortaktı. Hepsinin insan kalan yönleri birleşmeye muhtaçtı. Acıların hepsi, ortak bir gönül okyanusuna akıyordu. Bıçak kemiğe dayandı ve böylece ortaklaşıp biriken tüm acıları haykırarak, vakur bir yürüyüş eylediler. İnsanlık; derinlere gömülen kadim değerlerini şahlandırdı ve vicdanın sesi çağladı. Berkin’in saflığı ve masumiyeti insanlığı dimdik ayağa kaldırdı. 

O yürüyenler ki, insan kalanlardı. Artık acılara sessiz kalmayıp insan olmak isteyenler de vardı. Çünkü insan olmanın, insan kalmanın ölçütü esasında çok yalındı ve Berkin’in gözlerine bakan, onun yaşam öyküsünün neden ve nasıl sonuçlandığını sorgulayan herkes, insan olmaya adım atmış sayılırdı.

O yürüyenler, “Örgütsüzlüğün Örgütü”nü kuranlardı. Berkin’in gözleri vicdanlarını ısıttı ve içlerinde biriken özgürlük ve adalet arayışına ses oldu, Hepsi kendi özgür insiyatifini kullanmak, kendini özgür hissetmek açlığı çekiyordu. Sanki üstü örtülen ve derinde kalmış bir gerçeği açığa çıkarmak, dile getirmek istiyorlardı. Zora dayalı hiyerarşiye karşı çıkıyor ve sorumluluk alan ama otorite oluşturmayan bir önderlik istiyorlardı. Onların bilinçli rızasına dayanan ve onlarla sürekli danışma içinde olan bir şuranın önderliğinde yaşamak istiyorlardı. Çürümüş düzenin kokusundan tiksiniyorlardı.

Tamamen doğal bir toplumsallaşmanın dili ve yöntemini arzulayarak, iktidar üretmeyen baskısız, zulümsüz ve otoritesiz bir toplumsal yaşamın arayışını dile getiren, vicdani bir yürüyüş eylediler. Ancak muktedir olanlar, sessizliğin sesinden korktular, dinginliğin ve sabrın öfkesinden korktular. Birikmemeliydi bu öfke ve mutlaka dili ve yöntemi bozularak, şiddete dönüştürülmeliydi.

Berkin’in gözlerine bakarak yürüyenler, insanlığın dirilen vicdanının sesi oldular ve insanlığın ortak kadim değerlerinin yeniden dirilmesinden mutluluk duydular.

Bu yürüyüş, hiçbir ötekileştirmenin yaşanmayacağı doğal toplumu yeniden kurmanın yürüyüşünde, insanlığa yeni bir sayfa açmıştır.

Aydın Mutlu Dinçoğul

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir