İNSANLIĞIN TOPLUMSAL DOĞASI

İnsanların, bilinebilen tarih boyunca, doğal yaşam biçimi ve tarzını gözlemleyenler arasında, stratejik önemde farklılıklar vardır. Otoriter ve baskın bir iktidarlaşmayı savunanlar, insanların birbirleriyle düşmanlık oluşturacak içsel huzursuzluk ve çatışma, ölesiye, öldüresiye bir kıskançlık ve sapkın bir rekabet içerecek, toplumsal bir iklim ve doku içinde yaşadıklarını savunurlar.
Açıktır ki bu iddia, insanların barış içinde yaşadıkları, ilk ortaklaşmacı toplumlar tarihini görmezden gelmektedir. Üstelik insanların baştan beri kötü oldukları ve kötülük ürettiklerine ilişkin bir teze dayanarak, onların özgür iradeleri üstünde otorite kuran, daha kötü ve zalim bir denetleme ve baskı gücü oluşturmak ve devleti böyle bir zihinle tasavvur etmek, yapıcı değil yıkıcıdır.
 
İnsanlığın doğasında iyilik, adalet ve güzellikten yana doğal bir eğilim olduğunu ve bu doğallığın, korunup geliştirilmesi gerektiğini savunanlar ise, insanların birbirlerine güven duyabilecekleri toplumsal özgürlük ortamına güç vererek, kuvvetler ayrılığı temelinde barışçıl, eşitlikçi ve adil paylaşımcı bir cumhuriyetin, insanlık için en uygun toplumsal yaşam formu olduğuna inanırlar ve devleti de, bu zihinle tasavvur ederler.
 
İlk anlayışta, insanlarda kötücül yanlar hakim unsur olarak görüldüğünden, kötülüğün zor ve baskı ile denetlenmesi gerektiğinden hareketle, zalim ve otoriter bir iktidar öngörülürken, diğerinde insanlarda iyilik hakim unsur olarak görüldüğünden, özgür eğitim alanında ve insan ilişkilerinde, şefkat ve merhametin, güvene dayalı özgürlüğün güçlendirilmesiyle, kötülüğün zararsız hale getirilebileceği savunulmaktadır.
 
Aydın Mutlu Dinçoğul
 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir