Hangi Eşitlik? “Hiyerarşik eşitlik”mi, Yoksa Doğal Eşitlik mi?

Doğallık doğallaşma, eşitlik eşitlenme vurgusu önemlidir. Zor hiyerarşisi, eşitlik konusunda muazzam bir kavram kargaşası tetiklemiş ve “Beş parmağın beşi bir olmaz” diyerek, doğal eşitlik ile fiziksellik ve nicelik açısından eşitliğinin karıştırılmasını özellikle sağlamıştır.

Yazılarımızda sürekli işlediğimiz doğallık, doğallaşma, eşitlik, eşitlenme vurgusu önemlidir. Doğal Eşitlik: İnsanların fiziksel, sezgisel, duygusal farklılıklarının doğal karşılandığı, farklılıkların bir üstünlük ve ayrıcalık olarak değil, sadece doğadan gelen, fıtrî farklılıklar olarak algılandığı ve farklılıkların, toplumun birlik ve bütünlüğünde bir zenginlik, kaynaşma ve özgürlük unsuru olarak değerlendirildiği, dolayısıyla farklılıkların bu şekilde özgürleştiği doğal eşitlenme durumudur.

Elbette doğa ve kainat, nicelik ve nitelik anlamında bir eşitlik içermez, farklılıkların birbiriyle uyum ve dengesini, birbirine gereksinimini içeren bir eko-sistem içerir. Maddi dünya, farklılıkların çeşitlenmeyi tetikleyerek zenginleştiği, akışkan ve değişken bir özelliğe sahiptir.

İnsanlar da fiziksel, sezgisel, duygusal ve yetenekleri bakımından eşit özelliklere sahip değildir. İnsanların bir kısmı, bu doğal farklılaşmalarını birbirleri üzerinde tahakküm ve ayrıcalık oluşturacak şekilde derinleştirerek, ötekileştirme ve yabancılaştırmayı “hak” sayabilirler. Bunlar zalimlerdir.

Öte yandan bu doğal farklılaşmaları, birbirlerinin eksikliklerini ve gereksinimlerini karşılamak için korumaya alanlarsa, gerçek hakka inananlardır. Onlar hayatlarının merkezine, şefkatin merhametin diliyle konuşmayı, farklılıklarını dayanışma ve paylaşımla özgür kılmayı koyarlar. Birbirlerine zulmetmezler çünkü insanın ve doğanın yaratılış özelliklerine uygun yaşamak ve onu bozmamak, Hakk’tan ve hakkaniyetten yana olmak ve sadece O’na teslim olmaktır. Bu nedenle, bu doğallığı yaratandan başka, esasen çok güçsüz, yapay ve çarpık olan otoritelere boyun eğmezler.

12651254_1239318382751031_8497209457650411606_n

Türlerin farklılaşması gibi, insanların farklı dillere, kültürlere sahip olması da doğaldır. Bu farklılaşmaları tekleştirmek ve kendi iradesinde merkezileştirip, asimile etmek zulümdür, doğallığa yönelik bir yıkımdır. İnsanlık, farklılıkları besleyen doğal akışı engellememeli, aksine bu doğallığın akışına katılmalıdır.

Doğal eşitlik durumuna ya da dünyevi terimle “doğal fabrika ayarlarına” dönülmesini savunmak gereklidir. Böylesi bir doğallığa ulaşma, toplumsal bunalım, stres ve travmaların oluşumunu engellemenin, en normal ve şiddetsiz yoludur. Toplumda kötülüğün kaynaklarını kurutur ve deliliği, engelli oluşu, hoşgörü ve merhametle kucaklamamızı sağlar. İnsanları çıldırtan, saldırganlaştıran ve hayatı tımarhaneye çeviren bu şiddet sistemi, ancak barışın diliyle ve doğallaşmayı güçlendirdikçe yıkılır gider.

ADALETİ SEVMEK ve EŞİTLİĞİ GÖZETMEK,
İHTİYACINDAN FAZLASINI BÖLÜŞMEKTİR.

Allah, nimetlerini yeryüzüne dağıtırken her yere eşit dağıtmamıştır. Bazı yerler çöl ve kayalık, bazı yerler buzul ve yüksek olduğundan daha verimsizdir. Allah, rızkın dağılımında da bütün insanları eşit değerlendirmemiş, bazı insanları diğerlerinden ayırmış ve bazılarının nimetlerinden fazlasıyla almasına izin vermiştir. Elbette bu dağılımda, nice hikmetler vardır.

Kendilerine Allah’ın ölçüleri ve sözü gereği fazla rızık verilenler, kendi rızıklarını yani yiyip içtiklerini, servetlerini, yapacakları sözleşmelerle, himayelerinde bulundurdukları insanlara eşit olarak vermemektedirler. Örneğin mühendise, mimara, hukukçuya, muhasebeciye, ustabaşına ve ustalara, farklı düzeyde bir karşılık vermektedirler. Kafa ve kol emeği arasında ayrım yaparak, aralarında yüksek bir fark belirlemektedirler. Allah’ın nimetlerinin ört bas edilmesine karşılık, yeryüzünde yayılmasındaki “adalet” böyle mi olmalıdır? Elbetteki kimi insanların bu tutumu, Allah’ın adaleti değildir, aksine bu tutum, adalet duygumuzun sınanması için yaratılan ortamı kullanmaktır. Ve bu tutum, Allah’ın eşitlik çağrısına ve hassasiyetine, açıkça isyankâr olmak demektir.

Allah, bazı insanları diğerlerinden, mal, evlat, ömür, akıl ve yetenek bakımından farklı ve fazlalıklı kılmıştır. Mal ve servetlerde fazlalığa sahip kılınanlar, sahip olduklarından; sözleşmelerle korumaları altında olan işçilere, memurlara ve emekçilere, birçok nedenle eşit olarak dağıtım yapmamaktadırlar. Onlardan hiçbirini, kendisiyle aynı seviyede tutmamakta ve servetlerinin kendilerine yeterli olandan fazlasını, onlarla paylaşmamaktadırlar. Onlar, çalışanlarını kendilerine ortak edinmemekte ve onlar arasında ayrım yapmaktadırlar. Allah’ın kullarını kendisine ortak edinmediğini söyleyerek, yaptıkları adaletsizliği, bu ilâhi nedenin ardına saklamakta ve açıkça şirke bulaşmaktadırlar.

Hâlbuki Allah’ın, nimetleri ve yetenekleri kullarına farklı ölçülerde vermesi ve bundan dolayı da bazılarının bazılarından fazlalıklı olması, insanlar arasındaki ilişkilerin sınanması için hesaplanan, ilâhi bir yasadır. Allah yetenek ve nimetleri; herkese farklı vererek, insanların kimi fazlalıkları, şefkat, merhamet ve adalet hissiyatı eşliğinde, birbirleri ile dayanışma ve paylaşım içine girerek bölüşmelerini görmek ve sınamak için sunar. İnsanlar arasında yaratılan bu farklılıkların, şımaran zenginlerce bir ast üst ilişkisi yaratması ve zor hiyerarşisi oluşturması, Allah’ın öfke ve gazabını çeker.

İnsanların birbirleriyle ilişki kurma biçimleri, onların sınandıkları en önemli alandır. İnsanların birbirlerinden “derecelerle yükseltilmesi”, kerâmet, üstünlük ve saygınlık bakımından değildir. Sadece ekonomik güç ve akıl, pratik ve kuramsal zekâ, anlayış ve kavrayış, bilgi ve bilgisizlik bakımındandır. Herkesin aynı zekâda ve yetenekte, aynı öngörü ve sezgi gücünde olduğu, bir insan topluluğu yeryüzünde olmamıştır ve olamayacaktır. İnsanlar arasında eşitlik, böyle anlaşılmamalıdır. İnsanlar arasında eşitlik, ortak iyiliği hedefleyen kamusal bölüşüm ve paylaşımla, insanların iradi seçimleriyle oluşturulur. İnsanlar farklılıklarını, diğerlerinden bir üstünlük ve ayrıcalık oluşturacak ve diğer insanlar üzerinde tahakküm ve zorbalık kuracak şekilde kullanmaya kalkarlarsa, güç ve servetlerini bölüşmeden, babadan oğula aktarırlarsa, bozguncu sayılırlar ve Allah’ın yasalarına isyan eden kişiler olarak görülür ve ebediyen lânetlenirler.

Aydın Mutlu Dinçoğul

10004044_10153113589970927_9173941113215019846_n

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir