GELECEĞİN ARKEOLOJİSİ

GELECEĞİN ARKEOLOJİSİ

İnsanlık, kâinattaki evrimsel döngünün zirvesi mi, yoksa çoğul olasılıklara açık evrimin sonuçlarından sadece biri mi?
Dünyada bu kadar canlı çeşidi olduğuna göre, kâinatta da farklı evrimleşen hayat formlarının olmaması olanaksızdır.
İnsanlık çok yakında, düşünen ve kendi kendini denetleyen makineleri daha da geliştirecek ve yapay zekâlar ile yeni bir çağ başlatacaktır. Ancak esas gelişme, kainatın %74’ünü oluşturan karanlık enerjinin, yeni bir enerji sektörü olarak kullanılabilmesiyle başlayacaktır. Kara enerji dedektörleriyle, bu enerjiyi kontrol altına almak, yapay yer çekimi yaratabilmek ve galaksiler arasından hızla geçip, yol alabilmek mümkün olacaktır. Günümüzdeki kimyasal yakıtlar işte o zaman tarihe karışacaktır. Elbette bu enerji, atom enerjisinden çok daha tehlikeli bir enerjidir ve silaha da dönüştürülebilir. Bu enerji, Güneş büyüklüğündeki kütleleri bile moleküllerine ayırabilir. Öte yandan uzay yolculuklarına korkusuz bir özgürlük de getirebilir. İnsanlığın evrimi, teknolojiye olan bağımlılığın daha da artarak geliştiği, ürkütücü bir evre içindedir.

3.5 milyar yıl önce aminoasit taşıyan gök taşlarının yoğun bir şekilde dünyaya düşmesinden ve hayatın başlamasından bu yana, çok farklı gelişmeler oldu. İlk atmosferimiz metan, amonyak ve hidrojenden oluşuyordu. Dünya canlılığı, beş kez değişerek yeni atmosferlerle şekillendi. Sonunda okyanus derinliklerinde oluşan aminoasitler, suda hayatı başlattılar. Dünyayı istila eden ilk canlılar bakteriler ve virüslerdi ve halen tek hücreli bu canlıların bazı zararlarına karşı, en kompleks çok hücreli canlılar olan insanların mücadelesi devam ediyor.

Bugün bir deniz yıldızı ile insanın aynı kökten geldiğini biliyoruz ve çevreye uyum eksenli evrimsel farklılaşmanın, kozmik evrende yaşayan milyonlarca canlı için de geçerli olacağını düşünüyoruz. Son 50 yıldır uzayı dinliyor ve gözlüyoruz. Yeni bir evrene açılan uçurumun ya da kurtuluşun kenarındayız. Artık her gün yaklaşık 10 adet, dünya gibi kendi yıldızına hayat kuşağı uzaklığında bulunan, benzer gezegenler keşfediyoruz ve dünyaya benzer gezegen sayısının galaksilerde milyarlarca olduğunu biliyoruz.

İnsan beyni saniyede 100 triyon işlem yapabiliyor ve 2050 yılında, 9 milyar insan beynine eşit kapasitede işlem gücüne ulaşmış bilgisayarlarımız olacak. Bilgisayar dediğimiz bu yapay zekâlar, birçok yönden bizim zekâmızı geçecek ve bizim onlarla yarışmamız olanaksız bir hâl alacak. O halde şimdiden onlarla birlikte yaşamaya alıştırılmamız gerekiyor. Doğal evrimin dışına çıkarılan insanlık, bugün yapay bir evrimin kıskacındadır. Gelecekte toplumsal ve tarihsel konrolü, yerel toplumlardan alıp akıllı makinelere vermek isteyen ve bu makinelerin de tek sahibi olan, bir seçkinler iktidarı kurulabilir. 2030 yılında insanlardan ayrılamayacak kadar benzerliğe sahip, gelişmiş çipler ve sensörlerle çalışan robot toplulukların, seçkinlerin hizmetinde olacağını biliyoruz. Birbirleriyle ve yol güzergahıyla konuşan ve sadece havayla çalışan, şöförsüz akıllı arabaların, güneş enerjisini depolayan solar panjurlara sahip ve çok güvenli selefon akıllı evlerin sahipleri, aynı zamanda gözlerinde nano ekranlı üç boyutlu lens takarak, doğrudan internete bağlanan ve küresel iletişim gücünü koruyan, dijital dünyanın egemenleri olacaktır. Şu anda dünyada 1.3 milyar internet kullanıcısı vardır. Beş on yıl içinde 14 milyar makine ve insan, bu ağı kullanacaktır. Bu demektir ki dünyanın denetim ve düzenlenişi, bu ağın sahiplerinin olacaktır.

Aydın Mutlu Dinçoğul

19894702_1937873636490938_7902303432219589121_n

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir