ÇOKLU KÜLTÜR VE ZORA DAYALI İKTİDAR

1451422_399498530185748_1889633623_n

 

 

 

 

 

 

 

İnsanlığın çeşitli aşamalardan geçerek nasıl sürekli bir ‘gelişme ve ilerleme’ gösterdiğini, maddi/nesnel yasalara dayanarak savunan evrimci, pozitivist tezler; kültürün değişen belli yönlerine dikkat çeker. Ancak bu tezler, zora dayalı iktidarlaşmanın her değişimle birlikte yeniden kalıplaşan bürokratik ve teknik gelişme ve yöntemsel hakimiyet yönlerine hizmet etmektedir.

Özgürlük ve adalet arayan halklar ise, eşitlik ve kardeşlik için kültürün değişim yönünün önündeki tüm gereksiz ve anlamsız engellerin kaldırılmasına hizmet etmektedirler. Bu anlamda kültürün korunması ve geliştirilmesine yönelik tutumda da, iktidar güçleriyle, faklılaşmaya açık çokluk arasında, uzlaşmaz bir çatışma olduğu açıktır. İktidar güçleri, tekleştirme hırsıyla saldırırken, özgürlük güçleri; farklılaşma dinamikleriyle, tekleşmeyi değil, tekillik etiği ve kadim insani değerler ışığında, çoğulculaşmayı savunur. Sonuçta bir ilerleme vardır ama bu ilerleme, niçin ve nasıl bir ilerlemedir? Bu ilerleme, giderek zorunlu kılınan, evrimi güdümlenen ve şartlandırılan, doğallığını yitiren ve iktidar için koşullandırılan bir ilerlemedir. Tarımda, yeni enerjilerin bulunmasında, madencilikte, teknikte, teknolojide, sentetikte, tüketim eşyalarının gelişip işlenmesinde, mimaride muazzam bir ilerleme vardır. Ancak bu ilerleme zora dayalı hiyerarşik ilişkilerle doğru orantılı olarak artmaktadır. Ve yine ilerleyen, sömürü ve istismar araçları ve zora dayalı çıkar ilişkileriyle, hegemonya ve tahakküm kurarak varolan ötekileştirme ve ayrıştırma kültürüdür.

Yaşantılar yumağı olan toplumsal grupları, kendi doğallığı içinde düzenleyen organik kurallar anlamında kültür, çoğulcu, çok merkezli ve bütünsel bir olgu olmasına ve yeryüzünde ortak paylaşım alanı oluşturmasına karşın, karşımızdaki egemen kültür, ilkin kadınlar üzerinden ve giderek bütün katmanlara yayılarak, bir insanlık sorunu oluşturmaktadır. Çünkü iktidar kurucu zorba hiyerarşiler tarafından kültürün doğal akışına açık bir müdahale her zaman ön planda ve had safhadadır. Mevcut konumunu korumak ya da zora düştüğünde veya çıkarına uyduğunda kontrollü bir şekilde kültürel değişime açık olmak, iktidar güçlerinin genel karakteridir.

‘Tarih öncesi’ diyerek yaratılan onca kültürel değeri küçümseyerek, tarihi yazının bulunuşuyla başlatmak, hiyerarşik iktidarın her şeyi kendinde merkezileştirme mantığına ve sömürü çarkına uygun düşmektedir. İlk yazılanlar iktidara geçenlerin işlerinin anlatıldığı kitabeler, kanunlar ve yasaklardır. Yazı üzerinde kurulan egemenlik sayesinde, ortak yaratılan bütün kültürel değerler daha rahat kontrol edilebilmekte, bu değerlere iktidarın çıkarlarına uygun bir biçim vermek daha kolaylaşmakta ve kutsal metinler gibi görülen devletçi yazılar üzerinden, çokluğa hakim olmak daha da kolaylaşmaktadır. Öte yandan devletin bu resmi yazı kültürüne karşı, direniş kültürü ilk günden beri, sözlü kültürle omuz omuza dimdik ayaktadır.

Aydın Mutlu Dinçoğul

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir