BARBAR GERMENLER VE MOĞOLLARA KARŞIN, HİNT VE ÇİN HİYERARŞİLERİ

  İktidar sevici tarihçiler, tarihsel süreci müthiş abartılarla öyle farklı aktarırlar ki, halk arasında bu abartılara, “Yok artık, manda yuva yapmış söğüt dalına” gibi deyimler kullanılır. Bu tarihçiler, mandaların kuş cinsinden olduğunu ve dolayısıyla ağaç dallarında yaşadığını kanıtlayabilmek için çılgın, abartılı ve zorlama teoriler geliştirmişlerdir. Onlar için önemli olan hakikati[…]

İNSANLIĞIN TOPLUMSAL DOĞASI

İnsanların, bilinebilen tarih boyunca, doğal yaşam biçimi ve tarzını gözlemleyenler arasında, stratejik önemde farklılıklar vardır. Otoriter ve baskın bir iktidarlaşmayı savunanlar, insanların birbirleriyle düşmanlık oluşturacak içsel huzursuzluk ve çatışma, ölesiye, öldüresiye bir kıskançlık ve sapkın bir rekabet içerecek, toplumsal bir iklim ve doku içinde yaşadıklarını savunurlar. Açıktır ki bu iddia,[…]

İKTİDARIN ÇOKLU AĞI VE ÇOK YÖNLÜ ÖZGÜRLEŞME

Kadın ve erkek ayrıştırılır ve özsel niteliklerin belirlendiği ayrı sabit kategoriler olarak algılanırsa, kadın ve erkek, ikili bir karşıtlık gibi bir kutupsallaştırma içinde mutlaklaştırılır. Keskin farklılıklar ve benzersiz uçlar oluşturan bu zoraki mantık, toplumsal belleğin tarihinde onulmaz derin yaralar açar ve geri dönülmesi kaçınılmaz olan hataların oluşmasına neden olur. Elbette[…]

Hangi Eşitlik? “Hiyerarşik eşitlik”mi, Yoksa Doğal Eşitlik mi?

Doğallık doğallaşma, eşitlik eşitlenme vurgusu önemlidir. Zor hiyerarşisi, eşitlik konusunda muazzam bir kavram kargaşası tetiklemiş ve “Beş parmağın beşi bir olmaz” diyerek, doğal eşitlik ile fiziksellik ve nicelik açısından eşitliğinin karıştırılmasını özellikle sağlamıştır. Yazılarımızda sürekli işlediğimiz doğallık, doğallaşma, eşitlik, eşitlenme vurgusu önemlidir. Doğal Eşitlik: İnsanların fiziksel, sezgisel, duygusal farklılıklarının doğal[…]

DİYALEKTİK YASALAR, RİZOM VE ZOR HİYERARŞİSİ

Modernist mantığın savunduğu, ‘Doğanın Diyalektik Yasaları’, bir nevi nesnel zorunluluğun yasalarıdır. Bu yasalar çerçevesinde çizilen bir yolda ilerlemek ve bu yasaların dışına asla çıkamamaktır. Sonuçta doğanın çoğulcu ve çeşitliliğe muazzam açık olan yapısı, sadece ikili zıtlıklarla dinamikleştirilmekte ve sarmal helezonik yayılma; toplumsal doğaya yansıtıldığında düz, çizgisel bir ilerleyişe indirgenmektedir. Diyalektik[…]

HU DİYELİM GERÇEKLERİN DEMİNE. GERÇEKLERİN DEMİ, GÖNÜLLERDE GİZLİDİR

Cehaletin pençesine düşürdükleri yığınsal kalabalıkları, şekillendirilmek ve yönlendirilmek zalimlerin en büyük zevkidir. Kurnaz zalimler, büttün iğrenç zulümlerini bu yığınların arkasına sığınarak perdelerler. Bunun için yığınsal, şekilsiz kalabalıkların,çağlar boyunca evrim geçiren, şiddete ve güce tapan arınma ritüelleri, onlara yardım eder. Çünkü zalimler, geçmişten bugüne, ritüelleri işlemekte ustalaşmışlardır. Toplulukların ortaklaşma deneyim ve[…]

TEMSİLİYET VE DOĞALLIK

İnsanların kendilerini “daha saygın ve dingin yurttaşlar” olarak kabul edebilmeleri; keskin kuralların, derin inşa ve tanımlanma süreçlerinin sonucunda gelişmiştir. Saygınlaşma rekabetinin, bu çarpık ve sapkın tanımlanma süreci, modern esaretin iradeleştirilmesidir. Bu süreç, insanların dünyayı nasıl görmeleri ve nasıl yaşamaları gerektiği konusunda, kendilerini sınırlamaları ve topyekûn kuşatılmalarıyla başlamıştır. Böylesi durumlarda, insanların[…]

İNSANLIĞIN DRAMI: TEMSİLİYET KRİZİ

Bir insanın, kendi kendisini temsil edebilme hakkı varken, bu hakkı bir başkasına vermesi ve kendisini onun aracılığıyla ifade etmesi, toplumsal ilişkilerde kalıcı izler bırakan bir kriz ve muazzam bir tatminsizlik doğurur. Zora dayalı hiyerarşiyle başlayan ve sahte demokrasi ile devam eden bu sürecin, insanlara kabul ettirilmesi kolay olmamıştır. Dolaylı temsiliyet[…]

SİVRİSİNEK İNSANLAR VE KÖTÜLÜĞÜN SAPKIN ‘DOĞALLIĞI’

İnsanların zihinsel dünyasında, kötülüğü sınırlayan güç ve iradenin yok edildiğini düşünün. Bu ne korkunç bir tehlikedir. Bu durumda, insanların sorumluluk bilinci ve vicdani bağları tamamen devre dışı kalabilir. Sınırsız kötülüğe muktedir olma hali, hazzın ve doyumun çılgınlaşmış haline dönüşür. Dolayısıyla kötülüğün, toplumsal yaşamda her an her yerde sürekli ve kalıcı[…]

RİZOM’UN DİYALEKTİĞİ VE ÖZERKLİK

Hegel’in diyalektiği, evrensel bir hakikati ve değişmez tarihsel bir kanunun her zaman var olageldiğini temel alır. Bu anlayış, siyasal yaşamda rizomatik arayışların özgürleştirici işlevini kavramakla aşılabilir. Rizom yapı, dikey ve piramit tarzı bir yapılanmanın yerine, yatay bir yayılmayı ve ‘yersiz yurtsuz’ bir konumlanmanın zeminini oluşturur. Bu anlayışta, merkeziyetçi konumlanmanın tartışılmaz[…]