BİREYDEN TOPLUMA, YAN YANA

İslam’da vicdanını özgürleştirme yani doğruluğa, güzelliğe, iyiliğe uyanış ve diriliş; bireyden ve insanın kendisinden başlar. Diriliş, içten dışa doğrudur. Her insanın iç güzelliğini açığa çıkarması ve bu güzelliğini korumak için iradesini güçlendirmesi, Hakk’a ulaşmak için en güzel ve samimi yoldur. Güzellikler, bireylerden yola çıkarak, toplumsal çevrelere yayılır. Bu anlamda İslamî bir hareket, aşağıdan yukarıya doğru gelişen değil, aşağıdan yan yana gelişen, bireydeki değişim ve dönüşümü toplumsal zeminle buluşturmaya çalışan bir harekettir.

Yukarısı denilince genellikle toplumdan kendini yalıtarak, topluma yabancılaşan ve onun üstüne çıkan bir iktidarlaşma anlaşılır. Bu anlamda İslamî bir yaşama açılan toplumsal zeminde; dikey çıkışlar değil, yatay geçişler temel alınır. Dikey çıkışlar yani yönetimsel erk ise, toplumun yatay ağına en uygun olacak şekilde ve toplumun denetimine en açık şekilde şeffaf ve adildir. Belirleyici olan insanlardır, insanların özgür vicdanıdır, toplumsal duyarlılık yani kamusal ortak akıldır.
.
Daha da önemlisi, bireyden başlayan hayat değişimi, zor ve şiddet zeminine düşmeden, en doğal vicdani sorgulamalarla ve bireyler arasında oluşan empati zincirini, aklî sorgulamalarla birbirine eklemleyerek, toplumda yeni sağlıklı bir atmosfer ve iklim yaratma iradesi taşır. Doğruluğa ve hakikate açılan bu iradeleşme süreci; bireyden topluma doğru ilerleyen barışçıl, eşitlikçi ve dayanışmacı ortaklaşmayı güçlendiren, doğal bir iradeleşmedir.

Değişimin aşağıdan yukarıya değil, yani dikey bir çıkış ve toplumdan kendini ayıran bir özelleşme ve üstünleşme değil de, yatay bir kaynaşma ve yaygınlaşma olması gerektiği kavranmalıdır. Aslen İslami bir yaşam, sürekli katı otoriter hiyerarşiler üreten ve doğuran bir yapılaşmanın yaratılmasına izin vermez. Müslümanlık esas olarak, insanlar arasında zora, şiddete dayalı bir iktidarlaşma yaratma zeminine değil, toplumdaki vicdani özgürlük ve empati geçişlerinin sağlandığı ve bireylerin, toplulukların birbiriyle barış içinde yaşayabildiği, içsel doğal bir ağ oluşturma zeminini, toplumsal tabana yayma becerisidir.

Birbirine güvenen, birbirinin acısını,derdini anlayan bireylerden oluşan bir toplumun bütün içsel duyargaları birbirine açık olduğu için, o toplum birbirinden emin, yan yana duran, geçişli bir toplumdur. Bireyler ve topluluklar arasındaki yabancılaşma ve ötekileştirme duvarları, inançlı bir bağlılıkla ve aklın rehberliğinde kaldırılmıştır. Çünkü yabancılaştırma ve ötekileştirmeler, zora dayalı iktidarlaşmayı sürekli geri çağırır. Birbirinden emin olan bir toplumda; yalancılık, hırsızlık ve benzeri zaaflar ve düşkünlükler giderek azalır ve toplumsal taban Müslüman bir yaşamın zeminine kavuşur. Bunun için kan dökmekten ziyade, toplumdaki sevgiyi ve merhameti yüceltmek, bireyi ve giderek toplumu, sorgulayan eleştirel bilim yoluna açık kılmak ve Hakk’ın hakikat yolundan sapmamak yeterlidir.

Aydın Mutlu Dinçoğul

12341222_1072983722753608_7870456501412463718_n

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir