ABD’nin HAZİN VE KANLI SONU

Dünya nüfusunun % 4’ünü oluşturan ABD, Dünyada çıkarılan enerjinin %26’sını tüketiyor. 2005’de petrol tüketiminin %53’ünü dışarıdan sağlamak zorunda kalmış olan ABD bu gidişle ve her yıl ülkesinde çıkardığı petrolün miktarı azaldığı için, 2020 yılında ihtiyacının yüzde %78’ini dışarıdan sağlamak zorunda kalacak.

Stratejik soru şudur: İçerdeki petrolü son on beş yıldır gittikçe tükenen ABD, enerjide daha fazla dışa bağımlı olmak zorunda kalacağından, bu kıskaçtan nasıl kurtulacak? Yeni bir enerji kaynağı bulabilecek mi? Bu enerjiye uygun yeni teknolojilerle, yeni bir uygarlık modeline geçişi sağlayarak, yeni bir genişleme ve refah dönemine sistemini sıçratabilecek mi? Böylece küresel kapitalist imparatorlukta söz sahibi olmaya devam edebilecek mi? Yoksa Dünyadaki enerji kaynaklarını zorla gasp etmeye ve sistemini askeri ve teknolojik gücüyle güvenceye almaya devam mı edecek?

Dünyanın en terörist gücü olan ABD’nin dev askeri bütçesi, ticari açığını devasa ölçekte büyütmeye devam ediyor. Sonuçta ABD’nin 200 yıllık demokrasi ve sivil özgürlük macerası ya da refah edebiyatı, çöpe atılacak gibi gözüküyor.

Dünya petrol üretimi, 2010 yılında en tepe noktasına çıktı ve artık inişe geçmeye başladı. Dünyada petrol hızla tükeniyor ama petrol tüketimi hızla artıyor. 1859 yılında petrolün bulunmasından sonra küresel kapitalist endüstri, kendisini petrole dayalı olarak kurdu ve geliştirdi. O günden bugüne kadar petrole bağlı olan kapitalist endüstriye 100 trilyon dolarlık yatırım yapıldı. Bir yandan petrol kullanımı hızla artarken, petrol rezervleri de hızla azalmaya başladı. Yeni bulunan alanlar ise bu tüketim hızına yetişmekte çok yetersiz kalmaktadır. Çin, Hindistan ve Brezilya’nın kitlesel gelişim, büyüme oranı ve rekabetleriyle dünyada ilk sıralara çıkmaları, petrol tüketimini arttırmaları sayesinde oluştu.

Petrol biterse kapitalist uygarlık olağanüstü bir şekilde değişmek zorunda kalacak. Küresel refahın dağılımındaki uçurum korkunç boyutlara ulaşacak ve ileri kapitalist ülkeler, yoksul ülkeleri açlığa mahkum edecek. Zengin ülkeler, yaşam standartlarından taviz vermek istemiyorlar ve hep zengin kalmak istiyorlar.

Sonuçta dünyayı saran 700 askeri üssüyle daha agresif bir saldırganlık politikası geliştirecek olan ABD, ülkeleri açık sömürgesi haline getirmek zorunda kalacak. ABD 2005’de yılda yarım trilyon dolar üzerinde askeri harcama yapıyordu ve bu giderek arttı. ABD’nin tek başına yaptığı bu harcama miktarı, geri kalan bütün kapitalist ülkelerin askeri harcamalarından daha fazladır. Bu durum, ABD’nin insanlığa stratejik meydan okuma gücüdür.
ABD, petrol rezervleri tükendikçe saldırganlaşacak ve sivil özgürlükleri yok ederek, demokrasiye tamamen elveda diyecek. Sonuçta küresel çatışmalar kızıştıkça, ABD’nin sahte demokrasi balonu da sönecek.

Aydın Mutlu Dinçoğul

12321587_1119812481404065_7828928720916598858_n

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir